Skip Navigation Links

YAZAR'IN DİĞER YAZILARI
 
Makale Kategorileri
 

yorukler et pazari

 

 

EN ÇOK OKUNANLAR

GAZETE MANŞETLERİ
Önceki Sonraki

Akademisyen

DOĞAN ÜNAL
Gazete Köşesi - 29 Nisan 2017 Cumartesi - 21:02:47  - Bu makale 243 kere okundu.
DOĞAN ÜNAL 
doganmy@gmail.comEğitim denilince akla 4+4+4 gelir.

İlk dördün, ilköğretimdir. İnsanın en samimi, en çocuk, en doğal, en içten olduğu dönemdir. İlk çocukluk aşkları, ilk fedakârlıklar burada başlar. ‘Ali ata bak’lar, gelir, ‘Işık ılık süt iç’ ler gider. Hayat tam anlamıyla tozpembedir. Ekmek elden su gölden.

 

*

 

Daha sonra ikinci dört gelir. Yavaş yavaş gözlerin açılmaya başladığı vakit. Kendi köyünün, şehrinin dışına çıktığın vakit. Çevre genişler. Sosyalleşirsin biraz. Artık Ali ata bakmıyordur.

 

*

 

Ve son dördün. Lise. En çılgın, en deli çağ. Yavaş yavaş gelecekte ne olunacağına dair kafada bir şeyler oturmaya başlamıştır. Bölümünü, geleceğini seçme zamanı gelmiştir. İlk ciddi flört, delikanlılık, fedakârlıklar, var oluşsal düşünce, kimliği belirleme burada kendini göstermeye başlar. Büyümeye bir basamak kalmıştır.

*

 

 

Ve son radde.

 

 

*

Üniversite sınavı kapıya dayanır. Artık o tozpembe hayat bitmiştir. Yarış atı gözüyle bakarlar sana. Ya kazanacaksın ya kaybedeceksin. Vaatler verirler sana. İşte efendim, üniversite özgür ortam. Çok farklı insanlarla karşılaşırsın, farklı bir şehir, farklı bir hava, sağlam bir gelecek, avukat, doktor, mühendis olma umutları falan. Kaybedersen de ya kazanıncaya kadar senelerini çürütürsün ya da işe atılırsın.

 

 

Diyelim ki golü attın. Üniversite senin artık. Peki vaatler… Öyle bahsedildiği gibi özgürlük falan yok. Hayal dünyasında yaşamıyorsun kardeşim. Dünyada yaşıyorsun. Ayakların yere basmaya başlıyor. Basmak da zorunda. Ev geçindirmenin ne olduğunu az çok tadıyorsun burada. Zamanla kendine benzeyenlerin arasında kaynaşıp gidiyorsun. Öyle düşüncelerini özgürce ifade edebileceğini sanıp, kendini kandırma. Tıpkı hayatta ki gibi. Yadırganırsın. Delikanlı bir hoca değilse başındaki ve sana takmışsa okulun bitmez arkadaş. Bu tür hocaların yanında kendini, içini saklamak zorundasın. Senin doğrun onların yanında geçer akçe değildir. Düşünceni ifade edersen düşersin.

 

Öğretmenleri anlatayım sana.
 

İlkokulda kreş atmosferi olduğu için öğretmenler aynı zamanda çocukların anne babasıdır. Öğretmenleri en çok zorlayan dönemdir desek yeridir. Öğretmenler için yorucu bir dönemdir ama tatlı bir yorgunluk.
 

Lise de çocuklar asileşir biraz. Deli çağındalardır çünkü. Kendilerine gelirler. Dünyaları değişmeye başlar. Öğretmenleri zorlayan dönemdir.
Üniversite de isim değiştiriyor akademisyen oluyor. En rahat dönemi de budur. Tabii rahatlığı sadece ders anlatma, çocukla ilgilenme bağlamında söylüyorum.

 

Üniversitedeki hocalar yani akademisyenler ikiye ayrılır:
Abiler,
Çavuşlar.

 

 

Abiler, adından da anlaşılacağı üzere öğrencilerle dost, arkadaş ilişkisi kurarlar. Öğrencilerin üzerlerine titrerler. Onlara tıpkı kendi evlatları gibi davranırlar. Dersleri canlı, heyecanlı geçer. Öğrenci hocayı sevdiği gibi dersi de apayrı sever. Öğrenci, bu tür hocaların yanında kendini çok rahat ifade eder. Hocası ile gayet medenice tartışır. İstediği her konuda rahatça konuşabilir. Hoca yargılamaz, anlamaya çalışır. Abilik, babalık ve hatta yeri gelir ana-babalık yapar öğrenciye.

Çavuşlar ise, umursamazlar. Gaddardırlar. Dersi anlatır geçer. Egoları yüksek olur.  Senin anlayıp, anlamaman onların umurunda olmaz. İlla kendi görüşünü yansıtmak ister. Ders anlattığını sanır, ama sadece anlatır-geçer. Öğrenciler de dinler ama bir şey anlamaz. Bu tür hocalar tartışmaya da giremezsin, değilse sana takar, senin gözünün yaşına bakmaz, okulun uzar. Bir kısmı dersi asistanına verir. Kendi uğraşmak istemez. Bir kısmında ego hat safhadadır. Bir kısmı ders anlatmaz, sadece okur.

Kimisi annedir, kimisi üvey anne.

Çoğu zaman yaşamak istersin üniversiteyi. İnek diye tabir edilen öğrenciler gibi gece-gündüz çalışmak yerine sadece sınav zamanlarında çalışmak istersin. Sana mantıklı gelen budur. Ki çoğu öğrenci gibi sende bunu yaparsın. Zamanla seneler geçtikçe ‘’Bu muydu övdükleri üniversite hayatı?’’ diye sormaya başlarsın kendi kendine. Mezun olmaya yakın, gelecek kaygısıyla paçalar tutuşmaya başlıyor. Ne yapacağım derdine düşüyorsun. Yok, KPSS’dir, yok ALES’tir falan, tekrar bi üniversite sınavı heyecanına kapılıyorsun. Artık senden bir gelecek bekleyenler var çünkü arkanda. Kolay değil. O yaşa kadar besle, büyüt. Artık bir şeyler yaptığını görmek istiyorlar. Senden bir beklenti var. Ekmeği elinde tuttuğunu görmek istiyorlar.

 

*

 

Mezun oluyorsun.

 

*

Elince cillop gibi CV. Eskiden olsa ne yapabilirsin diye sorarlardı. Şimdi, ne yaptın bugüne kadar diyorlar. Ter, alnından bulgur bulgur akmaya başlıyor. Ya bir baltaya sap olacaksın ya da hayattan ilk tokadını yiyeceksin.

 

 
Diğer tüm yazıları için buraya tıklayın!
Etiketler; ,
Yorum Gönder
 Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış!
Adınız
:
Mail
:
Mesajınız
:
 
 
 
5 TEMMUZ HABER REKLAMLAR